21.12.09

Yedikule Meydan Muharebesi

Sen ki 19 yaşında Osmanlı Devleti’nin tahtına çıkmışsın; baban II.Murad, deden desen 5 kardeşini alt edip Fetret dönemini kapatmış Çelebi Mehmet. Büyük dedeni zaten hiç söylemiyorum. Yıldırım Bayezid. Büyük deden koskoca Kostantinapolis’i kuşatmış ama ele geçirememiş. Koskoca dediğime bakma. Bugün “sur içi bölge” diye tabir ettiğimiz yer aslında. Ama olsun tarih boyunca Araplar’dan tut, Selçuklu’lara kadar her medeniyetin sahip olmak isteyip de sahip olamadığı bir Kostantinapolis. 2 yıl boyunca top döktürmeydi, donanmaydı yağdı kazıktı derken o gün gelip çatmış istediğini almışsın. “Kostantinapolis”, yazımızın bundan sonraki bölümünde yerini “İstanbul”a bırakacaktır. O zamana kadar ki ünvanın sadece sultan iken artık İstanbul’un Fatih’i “Fatih Sultan Mehmet” olmuş.

İnsan, ceddinin tarihini okuyunca duygulanıyor ister istemez. Bi Fatih’e bakıyorum bi bana. O 7 dil biliyor ben 1 buçuk. Koskoca Fatih İstanbul’u 50 günde ele geçirmiş, bizi kıçı kırık Yedikule surlarından dökmeleri 15 bilemedin 20 dakika sürdü…

Hazırlıkta spor salonu yapılacak diye toplanan paralar 4.yılın sonunda Belediye’nin okullara spor salonu yapma projesiyle inşaat halinde karşımıza çıktı. O zamanlar da toplanan paralar belli ki spor salonu yerine spor hocalarının “spor araba”larına yetmiş olacak ki onlar da arabalarını değiştirdiler. İnşaat nedeniyle büyük bahçeyi kapatıp tüm öğrencilere “göt” kadar büyüklükte olan arka bahçeyi tahsis eden idareye ayrıca selam ediyorum. Her tenefüs kişi başına düşen 1 m²’lik alan sinir harbini artırmış kimin kime omuz attığı, kimin kime değdirip kaçtığı belli olmuyordu.

Gel zaman git zaman günlerden Cuma günü ön bahçe tören için açılmış tüm öğrenciler alanı doldurmuştu. Buraya kadar her şey normaldi. Ancak okulu boşaltmak bir problemdi. İnşaat nedeniyle çıkış kapısı daraldıkça daralmış kimseye çarpmadan geçmek imkânsız hale gelmişti. Herkesin dağıldığı bir anda çıkış kapısının oralarda bir yerde kafasını deve kuşu gibi uzatmış etrafta tanıdık arayan Kaan’ı gördüm. Ve maalesef o da beni gördü yanına çağırdı acil olarak. Anlamıştım başına bela aldığını. Ve dolaylı olarak banada bir bok olacağını sezmiştim. Çünkü Kaan kavga etmeye meyilli, çok rahat göze batan tanımasam benimde rahatlıkla uyuz olacağım bir tipti. Ben de götüme güvenemediğim için Kaan gibi kafamı deve kuşu gibi kaldırıp onu gördüm ve yanıma çağırdım acil olarak. İşler boka sarmıştı. Çünkü çağırdığım adam okulun yarısının ona uyuz olduğu İlkay’dı. Sadece uyuz olmakla kalmıyorlar zaman zaman sözlü, zaman zaman fiziki tacizler de bulunuyorlardı. İlkay’da onlardan aşağı kalmıyor geri adım atmıyordu.

Okulla alakası olmayan bir adam bile İlkay’ı gördüğünde olaya dahil olabilirdi. Öyle de oldu. Abuk sabuk bi tip Kaan’a geçerken omuz atmış. Kaan’da beni çağırmış ben olaya dahil olduğum sırada İlkay’a el etmişim. Manas desen İlkay’ın peşinden koşmuş. İlkay gelmiş birden çökmüş grubun üstüne. Sonra Kaan’ı göndermişler servise. Biz kalmışız grubun içinde. Karşı taraf amip gibi çoğalırken biz en fazla 7-8 kişiyi bulmuşuz.

Kavgada ki esas oğlan ortada yokken biz yan oyuncular çok pis bi kumpasa getirilmiştik. Cadde kapanmış düşmanın Zeytinburnu’na kadar bizleri püskürtmesi başlamıştı. Arkamızda ki kalabalık bölünerek çoğalıyor tekmeler ,yumruklar havada uçuşuyordu. Hikmet’le Serhat’ın yedikleri yumrukları saymaya çalışırken bende arkadan aldığım bir tekmeyle eşek tepmişe döndüm. Bu sırada Manas gözüne yediği yumruğun etkisiyle ağacın dibine kıvrılırken bunu gören Hikmet ve İlkay; Manas’ı deviren yamuk burunlu çocuğu araya aldı ve herkesin tahmin edeceği üzere onun amına bile koydu ihi ihi ihi…

Kalabalığın öfkesi dinmek bilmezken kaçış esnasında üzerimde ki poların olmadığını fark ettim. O sırada yediğim yumruklara mı yanayım polara saydığım paraya mı yanayım bilemedim. Sur dışına çıkarken gördüm Bekir’le Yasin’i. Bekir desen babası imam, kendisi babasının oğlu derler ya hani o derece ilim irfan sahibi, bir o kadar terbiyeli sınıfın en uslu, en çalışkan öğrencisi . Ağzından bir kere bile “lan” kelimesinin çıktığına şahit olmamışızdır. Ama içinden herkese ana avrat düz gidiyordur eminim. Kavgaya girememesine rağmen vicdan sahibi Bekir bizim manevi gücümüz olarak bu kaçışımızda yanımızda yer aldı. Sonradan Bekir kavgaya niye girmedin lan ? sorularına verdiği cevap ise beni benden almıştır.

-Bekir kavgaya niye girmedin lan ?
+ Ya abi şimdi girsem yumruk falan yicem bizimkiler anlar diye yani ?!?

Yasin’in suratına baktığımda ise neden Yasin neden bunu bize yaptın diye soramadım. Neden biz yumruk yerken bizimle geliyorsun. ? Bize garezin ne lan ? soruları boğazımda düğümlendi. Onun o halini görünce daha da kötü oldum. Çünkü suratında ki ifade hepimizin yediği yumrukları yansıtıyordu.

Beni en çok duygularından anlardan biri ise polarımı Yunus’un elinde görmem olmuştu. O da bizleri yalnız bırakmamış kızlarla beraber arkamızdan geliyormuş meğersem. Bari kavgaya giremedim malzemecilik yapayım diyerekten kiminin çantasını kiminin hırkasını taşımış. Onunla göz göze geldiğimiz an ise görülmeye değerdi. Gözleri yaşlı hüngür hüngür, Yunus kızlarla beraber duygu patlaması yaşıyordu. Orda ağlayacağına gel burada dayak ye lan diyemiyorsun haliyle.

Sur çıkışında ise bir sessizlik oldu. Kalabalığın çoğu peşimizden gelmeyi bırakmış ortalık düzelmişti. Artık barış zamanıydı ve barış elçisi olarak ben ortaya atıldım. Tamam lan tamam durun bi konuşalım diyemeden bakkalın şişman,tek kaş yavşak oğlu suratıma bir yumruk atarak ortalığı yeniden alevlendirdi.
Yediğim yumruktan sonra Cemil çocuğun üstüne atıldı ibreyi kendine çevirdi. Pantolon kemeriyle Cemil’i kırbaçlayıp çocuğu surun aşağısında ki tarlaya düşürmek üzereyken ufukta İlkay belirdi ve eline geçirdiği bira şişesini tek kaşın kafasını yarmak suretiyle indiriverdi. Ortalık kan yerine döndüğü sırada biz yolun karşı tarafına geçmiştik. Ancak karşı caddeden şişe olsun cam olsun her türlü zararlı madde atılmaya devam ediyordu.

Olayı bitiren sonradan gelen Burhan olmuştu. Burhan’ın bölgede ki ağırlı kendini hissettirmiş ve bizi gururlandırmıştı. ”Bizde Burhan var olum bekleyin s.kicez ebenizi ühü ühü” diye boş yere sızlandık durduk. Ama bizde Burhan vardı.

Koskoca Fatih’in 50 günde zor aldığı surlardan bizi 20 dakika da yollamışlardı. I.Yedikule Meydan Muharebesi bozguna uğradığımız olaylardan biri olarak tarih sahnesinde ki yerini almıştır. Ancak hızını alamayan Burhan demez mi “ yürüyün lan geri gidiyoruz oraya”…

1 yorum:

Kaan Şengün dedi ki...

Arkadaşım hareket halindeki servisten sizin dayak yediğinizi görünce atlamadım mı ? Neden bunu yazmıyorsun ? Kavgayı çıkarıp ortadan kaybolan adam muamelesi yapıyorsun bana. Sana o yumruk atan adama ilk ben yapıştırdım tekmeyi... Sonra Funda'da benim arkamdan servisten inmiş o karşı tarafta düşmanların arasında kaldı geçtim onu aldım bi daha... Yaz bunları yaz...

web stats

Hakkımda

Fotoğrafım
paylaşmak güzeldir... http://twitter.com/burkyy16